Boşanma Halinde Çocuk Malları

Çocuk malları, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 352. ile 363. maddeleri arasında ve “Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına Dair Tüzük hükümlerinde düzenlenmektedir.

352. maddenin 1. fıkrası uyarınca; ana ve baba, velâyetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler. Ancak 352. maddenin 2. fıkrası; ana ve babanın yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkimin re’sen müdahale yetkisi bulunduğunu düzenlemektedir.

Evliliğin sona ermesi halinde, çocuk mallarına ilişkin 353. madde ile özel bir düzenleme getirilmektedir. Evlilik sona erince velâyet kendisinde kalan eş, hâkime çocuğun malvarlığının dökümünü gösteren bir defter vermek ve bu malvarlığında veya yapılan yatırımlarda gerçekleşen önemli değişiklikleri bildirmek zorundadır. Uygulamada müşterek çocuğa ait herhangi bir malvarlığı unsuru bulunmaması halinde, boşanmanın kesinleşmesinin ardından ve gerekçeli kararda öngörülen süre içerisinde boşanma kararını veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile çocuğun malvarlığı bulunmadığı bildirilmek suretiyle de bu yükümlülük yerine getirilmektedir.

362. madde uyarınca anne ve baba, velâyetleri veya yönetim hakları sona erince, çocuğun mallarını, hesabıyla birlikte ergin çocuğa, vasisine veya kayyıma devrederler. 363. madde, anne ve babanın, çocuk mallarının geri verilmesinde vekil gibi sorumlu olduklarını hüküm altına almaktadır.

İştirak Nafakası

4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 327. maddesi;

Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.

Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarf edebilirler.”

hükmünü ihtiva etmektedir. Türk Medeni Kanunun, nafaka miktarının takdiri madde başlıklı 330. maddesi ise;

Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Nafaka her ay peşin olarak ödenir.

Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir

hükmünü ihtiva etmektedir.

Ancak lehine yoksulluk nafakası hükmedilen eşin eşin iştirak nafakası ödeyip ödemeyeceği hususunda kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, yoksulluk nafakası alan eşin iştirak nafakası ödemekle yükümlü tutulamayacağı yönündedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 2019/117 E., 2019/1153 K. sayılı ve 07/11/2019 tarihli kararında;

“…Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, asgari ücretle çalışan ve yoksulluk nafakası alan davalı annenin velayetleri davacı babada bulunan ortak çocuklar için iştirak nafakası ödemekle sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi hükmüne göre; velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine (iştirak nafakası) gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. Yine aynı Kanunun 327. maddesinde çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı öngörülmüştür.

Bu nedenlerle yoksulluk nafakası alan ve yoksulluk sınırında bulunan davalı aleyhine ortak çocuklar için iştirak nafakasına hükmedilmesi yasal düzenlemelere ve hukuk kaidelerine aykırıdır.

yönünde karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı da dikkate alındığında; Yargıtay’ın mevcut yaklaşımın, yoksulluk nafakası alan ve yoksulluk sınırında bulunan ebeveynin, müşterek çocuklar için iştirak nafakası ödemesi ile yükümlü tutulamayacağı yönünde olduğu görülmektedir.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği

2. maddesi ile “adli süreçte suç mağdurlarına ve adli desteğe ihtiyaç duyan kişilere sunulacak hizmetler ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemelere sunulacak hizmetlere ilişkin temel ilkeleri, yükümlülükleri, merkez ve taşra teşkilatının çalışma usul ve esaslarını” düzenlediği belirtilen “Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği”, 30/04/2021 tarih ve 31470 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Yönetmelik metnine aşağıda yer alan link üzerinden erişebilirsiniz.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/04/20210430-1.htm

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin, 01/07/2021 olarak belirlenmesine karar verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 11/05/2011 tarihinde imzalanan ve 10/02/2012 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”; 20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 3718 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilmiştir.

30/04/2021 tarih ve 31470 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 29/04/2021 tarih ve 3928 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile de daha önce feshedilen sözleşmenin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin, 01/07/2021 olarak belirlenmesine karar verilmiştir.

31470 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 29/04/2021 tarih ve 3928 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararına aşağıda yer alan link üzerinden erişebilirsiniz.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/04/20210430-13.pdf

20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 3718 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararına aşağıda yer alan link üzerinden erişebilirsiniz.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/03/20210320-49.pdf

BOŞANAN KADININ SOYADI MESELESİ

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesi;

“Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.

Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.

Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.”

hükmünü ihtiva etmektedir. Kural olarak, boşanmanın kesinleşmesiyle birlikte kadın, bekarlık soyadını kullanır. Ancak kadın, Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesi uyarınca; boşandığı eşinin soyadını kullanmakta bir menfaati bulunduğunu ve bunun eşine zarar vermeyeceğini ispat ederek hâkimden “evlilik soyadını” kullanmasına izin verilmesini talep edebilir. Uygulamada, özellikle anlaşmalı boşanma davalarında; anlaşmalı boşanma protokolüne eklenen hükümler ile hâkimden sair izin talep edilmektedir. Ancak bu talep ayrı bir davaya da konu edilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/20089 E., 2013/14380 K. nolu ve 27.05.2013 tarihli kararında;

“… Boşanan kadının, evliliğin sona ermesinden sonra kocasının soyadını taşımasına imkan tanıyan bu hükmün amacı, kadının sosyal durumunu korumasını sağlamaktır. Bir başka ifade ile kadın evlilik soyadı ile tanınmış ve isim yapmış ise kocanın soyadını kullanmakta menfaati olduğunun kabulü gerekir.

Toplanan delillerden mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının boşandığı kocasının soyadını kullanmasının davalıya bir zarar vermediği, davacının iş ve sosyal yaşamında kocasının soyadıyla tanınıp bilindiği, bu nedenle kocanın soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu anlaşılmakla isteğin kabulü yerine yazılı şekilde reddi doğru bulunmamıştır. …”

yönünde karar verilmiştir. Somut olayın özellikleri dahilinde, “menfaatin” varlığı, talepte bulunan kadın tarafından ispat edilmelidir.

Hakim tarafından boşanmanın kesinleşmesinin ardından, “evlilik soyadını” kullanmasına izin verilen kadın; daha sonra 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Ek 3. maddesine dayanarak, nüfus müdürlüğüne yapacağı yazılı bir başvuru ile evlenmeden önceki soyadını kullanabilir. 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Ek 3. maddesi;

“(1) Yazılı talepte bulunmak kaydıyla;
a) Boşandığı eşinin soyadını kullanmasına izin verilen kadının evlenmeden önceki
soyadını,

b) Eşinin soyadı ile birlikte önceki soyadını taşıyan kadının sadece eşinin soyadını,

kullanmak istemesi hâlinde, nüfus müdürlüğünce gerekli işlem yapılır.”

hükmünü ihtiva etmektedir. Dolayısıyla, hakim izni ile boşanmanın ardından evlilik soyadını kullanan kadın, herhangi bir dava açmaya gerek kalmaksızın doğrudan nüfus müdürlüğüne yapacağı yazılı bir başvuru ile bekarlık soyadını kullanabilecektir.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin, Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 11/05/2011 tarihinde imzalanan ve 10/02/2012 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”; 20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 3718 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilmiştir.

Resmi Gazete’de yayımlanan karar metnine aşağıda yer alan link üzerinden erişebilirsiniz.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/03/20210320-49.pdf

İİK 341

2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 25, 25/a, 341, ve 347. maddeleri, çocuk teslimine ilişkin düzenlemeler içermektedir. İcra İflas Kanunun 25. maddesi;

“Çocuk teslimine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru 24. maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde çocuğun teslimini emreder. Borçlu bu emri tutmazsa çocuk nerede bulunursa bulunsun ilam hükmü zorla icra olunur.

Çocuk teslim edildikten sonra diğer taraf haklı bir sebep olmaksızın çocuğu tekrar alırsa ayrıca hükme hacet kalmadan zorla elinden alınıp öbür tarafa teslim olunur.”

hükmünü ihtiva etmektedir. İcra İflas Kanunu’nun 25/a maddesi ise; 

“Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra memuru, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünun zorla yerine getirileceğini borçluya 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı hareketin 341 inci maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır.

Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikayeti üzerine ayrıca 341 inci maddeye göre cezalandırılır.

düzenlemesini içermektedir. İcra İflas Kanunu’nun 341. maddesi ise;

“Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya
kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir.

şeklindedir. Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişi aleyhine yapılacak şikayet süresi ise İcra İflas Kanunu’nun 347. maddesinde düzenlenmektedir. Söz konusu maddeye göre şikayet hakkı; fiilin öğrenildiğini tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Talep Edilebilecek Tedbirler

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 2. maddesi; “kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı” şiddet olarak tanımlamaktadır. 6284 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca hâkim, şiddet uygulayanın;

i) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması (5/1/a),

ii) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi (5/1/b)

iii) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması (5/1/c),

iv) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması (5/1/ç),

v) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması (5/1/d),

vi) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi (5/1/e),

vii) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi (5/1/f),

viii) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi (5/1/g),

ix) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi (5/1/ğ),

x) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması (5/1/h),

xi) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması (5/1/ı),

şeklinde “önleyici tedbir” kararı verebilmektedir. Hâkim, şiddet uygulayanlarla ilgili olarak yukarıda sayılan önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir.

Kanunun 8. maddesinin 7. fıkrası; talep hâlinde ilgililere, kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi edileceğini düzenlemektedir. Bu hususa ilişkin başka bir düzenleme ise 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliğinin 19. maddesinin 3. fıkrasında yer almaktadır. Yönetmeliğin 19. maddesinin 3. fıkrası;

“Mülki amir ya da hâkim, talep edilmesi hâlinde korunan kişiye, şiddet uygulayana ya da bu kişilerin yakınlarına ait kişisel eşya ve belgelerin kolluk marifetiyle kendilerine teslim edilmesine karar verebilir. Teslim edilecek kişisel eşya ve belgeler, tedbir kararında gösterilir.”

hükmünü ihtiva etmektedir. Kanunun 5. maddesinin 4. fıkrası uyarınca; şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

İlgili mevzuata, aşağıda yer alan linkler ile erişebilirsiniz.

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6284&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=17030&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

Evli Kadının, Evlilik Birliği İçerisinde Yalnızca “Bekarlık Soyadını” Kullanması Mümkün Müdür?

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 187. maddesi “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir” hükmünü ihtiva etmektedir. Ancak gerek Anayasa Mahkemesi gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; evli kadının evlilik birliği içerisinde yalnızca bekarlık soyadını kullanabileceği yönünde kararlara imza atmışlardır. Uygulamada, yalnızca bekarlık soyadını kullanmak isteyen kadının, evlilik soyadının iptali ve bekarlık soyadının kullanmasına izin verilmesi talebiyle bir dava açması ve davayı eşine ve nüfus müdürlüğüne yöneltmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/8917 E., 2012/23632 K. ve 04.10.2012 tarihli kararında;


“…Davacı, evlenmekle yasa gereği kocasının soyadını almıştır. Kocasının soyadı önünde evlenmeden önceki soyadını da kullanmaktadır. Mahkemece; davacının evlenmekle aldığı kocasının soyadının iptaline, kızlık soyadını kullanmasına izin verilmesine karar verilmiş, hükmü nüfus idaresi temyiz etmiştir. Verilen karar, evlenen kadının soyadı ile ilgili olduğuna göre, işin aile mahkemelerinin görevine girdiği kabul edilmiş ve karar aile kütüklerinde değişiklik sonucu hasıl edeceğinden nüfus idaresinin kararı temyiz yetkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır (5490 s. NHK md. 37). Taraf teşkili kamu düzenine ilişkindir. Davacı kadının sadece kendi kızlık soyadını kullanma isteğine ilişkin bu dava kocanın hukukunu da etkilemektedir. Açıklanan sebeplerle davacıya kocasını davaya dahil etmesi için önel verilmesi, bildirmesi halinde delillerinin toplanmasından sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik hasımla davaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

şeklinde hüküm kurulmuştur. Açılacak olan davada, adının bu talebini haklı bir nedene dayandırması gerekip gerekmediği hususu da tartışmaya konu olmuştur. Bu konuya ilişkin farklı içtihatlar söz konusudur. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/2-889 E., 2015/2011 K. nolu ve 30.09.2015 tarihli kararında;


Somut olaya gelince: sebep önemli olmaksızın davacı evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmak istemektedir. Kızlık soyisminin kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hak AİHS 8 ve Anayasanın 17. maddeleri kapsamında bir insan hakkıdır ve cinsiyete dayalı olarak bir ayrıma tabi tutulmaksızın erkek ve kadın arasında eşit şekilde uygulanmalıdır. Aksi durum AİHS’nin 14. maddesine aykırılık teşkil edecektir. Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.“şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, haklı bir nedene dayanmaksızın, yalnızca usulüne uygun bir talebin varlığı halinde, evli kadının evlilik soyadının iptali ile bekarlık soyadını kullanmasının mümkün olduğu görüşündedir.